25 To Life third person kamerasından oynanıyor. Oyun boyunca yaptığımız tek şey önümüze gelenleri öldürmek. Ara sıra banka soyma gibi işlemleri de gerçekleştirmiyor değiliz. Ama oynanışı tekdüzelikten kurtarmaya yetmiyor ne yazık ki. Her geçen bölümde daha da güçlenen düşmanlarınızın üzerinde çeşitli silahları deneme şansına sahipsiniz. Tabancalar, uziler, makineli tüfekler ve bazuka kullanabileceğiniz silahlar. Birde el bombaları ve molotof kokteylleri de unutulmamış.
Oyuna başladığımda ortalıkta biraz gezindim, acaba etkileşim nasıl aktarılmış oyuna diye, ama kütük gibi grafikler ile karşılaşınca bu beklentimin çok fazla olduğunu anladım. Animasyonlardaki basitlik ise ayrı bir konu. Etkileşim ile göreceğiniz olay kurşunların duvarda bıraktığı izler ve bazı nesnelerin zarar görmesinden öteye gidemiyor. Bir bölümde parçalayabildiğiniz vazo diğer bölümde füze bile yese banamısın demiyor. Unutmadan masum sivilleri kalkan olarak kullanabilirsiniz. Ama çabuk ölüyorlar.
Oyunda bol miktarda bug da mevcut. Örneğin düşman molotof kokteyli attı ve bir anda yanmaya başladım, ama enerjim eksilmedi. Bazen de duvar arkasına saklansanız bile kurşun yiyebiliyorsunuz. Gelelim oyunun en saçma yerine. Ekranımızın sol üst köşesinde bir radar bulunuyor. Bir yere girmeden önce içeride ne kadar düşman ne kadar sivil olduğunu görebiliyorsunuz. Ona göre gerekli hazırlığı yaparak ortama akıyorsunuz. Yani hiçbir şey sürpriz olmuyor sizin için. Oyun stealth action olsaydı belki radar olması kabul edilebilirdi ama katıksız bir action oyunu için radar kullanılması son derece saçma.
Mekan tasarımlarında da özensizlik göze çarpıyor. Solgun renklerin kullanımıyla boğucu bir ortam yaratılmış. Birkaç multiplayer mod ile oyun zenginleştirilmeye çalışılmışsa da başarılı olunamamış: